ÖNCE EĞİTİM

Neredeyse otuz yıllık bir süre boyunca, kronik enflasyon Türkiye'nin yoksullarını cezalandırdı. 1998 yılında, istikrarsız bir koalisyon hükümeti döneminde, yıkıcı büyük depremden bir yıl önce ve daha büyük ekonomik krizlerin arifesinde, ülke çok büyük çaplı bir yoksulluğu azaltma program başlattı. Bir gecede zorunlu ilköğretim beş yıldan sekiz yıla çıkarıldı. Programın yıllık maliyeti 3 milyar ABD$ idi. Dünya Bankası, katılımının bir fark yaratacağını düşündüğü farklı reform alanlarında 300 milyon $'lık iki aşamalı bir finansmanla programa iştirak eti. Bununla birlikte, Türkiye'nin güneydoğusundaki bir kız öğrenci için fark yaratan miktar çok daha az -ayda 10$.

Umut Sınıfları
13 yaşındaki Aşkın Yavuz okul müdürüne yazdığı mektupta "Biz kızlar ne günah işledik?" diyor. "Okula gitmek günah mı?" Tam olarak günah değil, ancak bir seçenek de değil -ve okula gönderilmeme tehdidi Aşkın'da olağandışı bir mutsuzluğa yol açmış. Aşkın babasını kaybetmiş. Annesi imam nikahı ile yeniden evlenmiş ancak resmi nikahı yok ve ailede hiç kimsenin işe benzer bir şeyi yok. Aile çaresiz bir yoksulluk içinde. Aile'nin Diyarbakır'ın Bağlar mahallesindeki evinde mobilya bile yok sayılır; odalardan birindeki küçük bir petek dışında evde hiçbir beyaz eşya da yok. Kızın üvey babası "Kış geldi ve geçti, ama peteği çalıştıracak param olmadığı için çalıştıramadım." diyor. Eşinin çocuğunu okula göndermek gereksiz bir lüks olarak görünüyor.

Görünüşte, Aşkın'ın devam etmek konusunda umutsuz olduğu okulun da evinden pek farkı yok. Okul daha beş yıllık bir bina -İlköğretimdeki büyük genişlemenin bir ürünü- ancak daha şimdiden boyanmaya ihtiyacı var. Kütüphanesinde bir çocuğun okumak isteyebileceği birkaç kitap var ve daha bir sürü eksik var. Aslında bina ile ilgili olarak gerçekten çekici olan tek bir şey var; o da yüksek ve ışık dolu tavan. Ancak Aşkın mektubunda evde bulamadığı "sevgi ve şefkati" sınıflarda bulduğunu yazıyor. Okulda başka bir şeyi daha buluyor: hayallerini gerçeğe dönüştürmenin bir yolunu. Aşkın bir avukat olmaya kararlı ve ailesi Aşkın'ı okuldan alıp eve kapatma tehdidini gerçekleştirirse kendini öldüreceğine yemin ediyor.

Hayatlarına Bir Anlam Katma İsteği
Celal Güzelses İlköğretim Okulu müdürü Oya Sevinç, Aşkın'ın mektubunu alan kişi. Ne yazık ki bu mektup bir öğrenciden aldığı intihar tehdidi içeren ilk mektup değil.

31 yaşındaki Sevinç Türkiye'nin kahraman idarecilerinden birisi. İşine olan bağlılığı ilk evliliğinin yürümemesine mal olmuş; ayrıca ara sıra yaşadığı stres ve tehditler panik atak yaşadığını gösteriyor. İşi tam olarak bu olmamasına rağmen, ikna etmek için aileyi ziyaret ediyor. Emrinde bunun için kullanabileceği bir ödül var: Aileye çocuklarını Aşkın'ın adına açılacak bir hesaba aylık olarak yatırılacak ve sadece annesi tarafından çekilebilecek bir acil durum yardımına kaydettirmeyi vaat ediyor.

Aile bunu kabul ediyor ve annesi kızını okuldan alıp aşırı tutucu bir mahallede eve kapatmanın bir çeşit hapis hayatı olacağını kabul ediyor. "Alışverişe bile gidemiyorlar. Buradaki, durum böyle" diyor Gülten Yavuz.

Aşkın'ın arkadaşlarının çoğu hayatlarına bir anlam katmak istiyor. Yeşil gözlü Hülya okuldan sonra çalışıyor ve bir kuaförde saç yıkıyor. Ailesi hemşire olma hayalini destekliyor. Ancak kardeşleri liseye gidiyor. Nurhan, belki de 14 yaşındaki bir kızdan beklenmeyen bir şekilde hakim olmak istiyor. Okuldan sonra geceye kadar bir tuğla fabrikasında çalışıyormuş, ancak yatılı bir devlet lisesine yerleştirilebilmesini sağlayacak sıkı bir sınava hazırlanmak için burada çalışmayı bırakmış. Nurhan'ın yedi kardeşi var ve bu kalabalık şehirdeki diğer ailelerin çoğunda olduğu gibi ailesi Diyarbakır'a yeni taşınmış. Mardin yakınlarındaki köyleri terk etmişler -ya iş aramak için ya da 1990'larda Türkiye'nin güneydoğusunu teslim alan şiddetten kaçmak için.

Onlar normal ergenlik sorunları yaşayan ancak bunun yanında eğitimlerine devam edebilmek için deyim yerindeyse 50 metre yüksekliğindeki bir duvara tırmanmak zorunda kalan gençler. Okulda kitaplara, kırtasiyeye, sosyal hizmetlere ve sağlık hizmetlerine erişebiliyorlar -ve biraz da umuda. "Hiç bilemezsiniz," diyor Oya Sevinç: "Bazıları başaracaklar."

Cinsiyet Uçurumu ve Direnç

"Aksine, kızlar daha değerli çünkü gelecek nesilleri biçimlendiriyorlar."

Ankara'daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Ayşit Tansel'e göre, Türkiye'de artık zorunlu hale gelen fazladan üç yıl eğitim kızlar üzerinde erkekler için olduğundan daha fazla etkiye yol açtı. Bu durum kızların işgücü piyasasına grime şansını iki katına çıkarıyor. Yerel bir caminin imamı olan Hidayet Çiçek, "Aksine, kızlar daha değerli çünkü gelecek nesilleri biçimlendiriyorlar" diyor.

Buna rağmen, kızların eğitimine gösterilen direnç yüksek. Türkiye'deki kızlar küçük yaşta evlendiriliyor ve aileler gelecek için umutlarını erkek çocuklarına bağlamayı tercih ediyorlar. Eşit eğitimi savunanlar arasında bile cinsiyet eşitliği fikri çok yaygın değil: "Kızlar erkekler kadar kuvvetli değil. Bunu herkes biliyor." diyor Çiçek.

Sebahattin Çınar Ünal Erkan İlköğretim Okulu'nun müdürü ancak küçük bir şehrin belediye başkanının sahip olduğu tüm sorumluluklara sahip. Her gün iki vardiya halinde yaklaşık 5.000 ilköğretim öğrencisi Diyarbakır merkezindeki bu okulun kapılarından geçiyor. Öğretmenleri ancak okula devam eden öğrenciler ile uğraşabiliyor. Okuldan kaçanları takip etmek imkansız.

Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Salih Çelik'e göre, "yaptırımlar işe yaramıyor; yapılması gereken asıl şey insanları ikna etmek." Çocukların okuldan uzak kalmasının çeşitli sebepleri var. Bazı aileler bunca yıl eğitimin yapılan onca masrafa ve çekilen sıkıntıya değeceğine inanmıyor. Daha basit başka sebepler de var-en fazla ihtiyaç duyulan yerlerde sınıf ve okul eksikliği var.

"Yaptırımlar işe yaramıyor; yapılması gereken asıl şey insanları ikna etmek."

Tahminler değişiklik göstermekle birlikte, okulda olması gereken ancak olmayan bir milyonun üzerinde çocuk bulunuyor -muhtemel okullaşmanın yüzde onu kadar bir rakam. Tahminler ayrıca okula gitmeyen çocukların en az yüzde 60'ının kızlar olduğunu gösteriyor. Çocuklar büyüdükçe cinsiyet uçurumu da büyüyor. Bu uçurum kırsal alanlarda daha büyük ve en çok da ülkenin güneydoğusunda mevcut.

Tutumlar Değişiyor
Diyarbakır'a arabayla bir saat mesafede kırsal bir alanda yer alan Gümmetaş İlköğretim Okulunun öğrencileri beslenme çantaları ile getirdikleri yemeklerini yiyor. Okul iyi durumda ve okula devam durumu da aynı şekilde iyi. Okulda bilgisayarlar var ve eski okul binası olan ek binada iki adet ana sınıfı mevcut. Yemeklerini bitiren öğrenciler, ilköğretim okulu olmayan veya altıncı-sekizinci sınıfları olmayan komşu köylerden gelen taşımalı öğretim öğrencileri. Hiçbiri birkaç kilometreden fazla seyahat etmiyor ve kar sebebiyle yolların kapalı olduğu günler dışlında iyi işlemesi gereken bir sistem.

Okulun yanındaki evde yaşayan Asuman Kaçan'ın 11 çocuğu var ve 13 yaşındaki kızı Kudret'i kısa mesafedeki okula göndermek konusunda hiçbir kaygı duymuyor. Şu anda kızı polis olmak istiyor ve annesi kızı "istediği gibi olabileceği ve istediğini yapabileceği" için mutluluk duyuyor". Ancak Kaçan'ın 22 yaşındaki en büyük kızı bu kadar şanslı değildi. Evinin arka bahçesinde okul olmasına rağmen, hiç okuma yazma öğrenemedi.

Tutumların değiştiği, birkaç kilometre uzaklıktaki küçük bir köyde daha açık bir şekilde görülebiliyor. Bu köyde hiç okul olmamış ve aileler çocuklarını okumaları için Gümmetaş'a minibüs ile göndermişler. Şu anda köyde iki adet prefabrike ev mevcut; bunlar Türkiye'nin batısındaki deprem konutlarından getirilmiş ve burada geçici okul olarak kullanılıyor.

İlk iki sınıfta 28 kız -ve 11 erkek- öğrenci mevcut. Bu kızlardan bazıları 13 yaşında ve ilk kez okula kayıt yaptırmış.

Topraktaş Köyü İlköğretim Okulu Müdürü Sait Çepik, nasıl ev ev dolaşarak eğitimin zorunlu, ücretsiz -ve her çocuğun çıkarına- olduğunu açıkladığını anlatıyor. Kendisine eşlik eden iki bayan öğretmen başarılı olmasını sağlamış. Köy şu anda kalıcı okulun tamamlanmasını sabırsızlıkla bekliyor. Okulda sadece beş sınıf olacak, ama yine de hiçbir kızın okula gitmediği beş yıl öncesine göre bir gelişme var.

Taşımalı ve Yatılı Öğrenciler
Türkiye'de yaklaşık 640.000 öğrenci taşımalı eğitim yoluyla okula gidiyor; bunların büyük bir çoğunluğu için başka bir alternatif de yok. ulaşım yerine harca yatırım yapmanın altında yatan düşünce ise, kendi okulu olmayan köylerin hayati bir sosyal kurumdan yoksun kalmaları, velilerin öğretmenler ile temas kurma ihtiyacı ve en azından ilk yıllarda çocukların daha büyük bir okulun olanaklarından tam anlamıyla faydalanamamaları. Ayrıca, okula minibüs ile giden öğrencilerin toplam sayısında artış olmasına rağmen, taşımalı eğitime katılan kız öğrencilerin sayısı düşmüştür.

Bununla birlikte, aileler çocuklarını uzak mesafelerdeki yatılı ilköğretim okullarına göndermekten memnun görünüyor. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Şahin Demirkol, "Sağlayabileceğimiz kadar kapasiteyi doldurabiliyoruz" diyor. Uzak bölgelerdeki çocuklar için bir fırsat sunan yatılı sistem yeni bir uygulama değil. Mevcut Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de yatılı devlet okulunda okumuş ve bu sistemin en kuvvetli savunucularından birisi.

Bu okullar, küçük miktardaki bir cep harçlığına kadar öğrencilerin tüm maddi ihtiyaçlarını karşılıyor -ki bu okulların neden bu kadar popüler olduğu kısmen bununla açıklanabilir. Tüm ülkedeki yatılı devlet okullarında yaklaşık 280.000 öğrenci eğitim görüyor ve bunların yaklaşık üçte biri kız.

Standartları Yükseltmek
Eğitim temel bir insan hakkıdır. Dünya Bankası'nın öncelikleri eşitsizlik sorunlarını ele almak ve eğitimi yoksullukla mücadelenin bir aracı olarak görmek olmuştur. Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgenin Baş Eğitim Uzmanı Robin Horn, "Netice itibariyle, tartışmaya nereden girdiğiniz gerçekten önemli değildir. Sonuçta aynı sorunlar ile ilgileniyorsunuz" diyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden bir eğitim ekonomisti olan İlhan Dülger eğitim politikasının incelendiği bir raporda "Geçmişte bir milli eğitim sisteminin Zorunlu Eğitim Programının bu ilk aşamadaki başarısı ile karşılaştırılabilecek çok az örneği var" diyor. Türk basını 1998 yılında sekiz yılık zorunlu ilk öğretimi, bazıların çok güçlü hale geldiğine inandığı dini eğitim sisteminin önünü kesmenin bir yolu olarak görüyordu. Dülger "Bu görüş, reformun çocukların yaşamlarını iyileştirmek için sahip olduğu gerçek potansiyelini göz ardı ediyor." diyor. Bununla birlikte, reformun bir anda sağladığı "büyük sıçrama" politika yapıcıları buna yetişmek için üstlenmeleri gereken birçok çalışma ile karşı karşıya bıraktı.

Dünya Bankası'nın bu programdaki katkısı çeşitli alanlarda isteğe bağlı finansman sağlanması olmuştur: bunlar arasında sadece okullara bilgisayarların sağlanması değil aynı zamanda müfredata doğru yazılımın entegre edilmesi de yer almaktadır.

Banka'nın Türkiye'deki okulların yenilenmesi ve inşası çalışmalarına katılımının sağladığı katma değer, tuğla ve harcın finansmanı değil, depreme karşı dayanıklı olabilmeleri için mühendislik standartlarının belirlenmesi olmuştur. MEB Müsteşar Yardımcısı Çelik "Önemli olan para değil uzmanlık bilgisidir." diyor.

Horn'a göre, ister yapısal açıdan olsun isterse eğitim açısından olsun, standartların yükseltilmesi sorunu özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde giderek daha önemli hale gelmektedir. Temel konulardaki uluslararası anlama, beceri ve performans endeksleri, bu konuda bir "uyandırma çağrısı" olmalıdır. Örneğin, 1999 Üçüncü Uluslararası Matematik ve Fen Anketine katılan 38 ülke arsında, Türkiye'nin sekizinci sınıf öğrencileri matematikte 31. fende ise 33. olmuştur.

Türkiye'nin eğitim alanında yaptığı iyileştirmelerin bir sonraki aşaması sadece erkek ve özellikle kız öğrencileri okula çekmek değil, onların okuldan bir şeyler öğrenmelerini sağlamak olmalıdır.

Bir Bakışta Proje Sonuçları
Başlık: İkinci Temel Eğitim Projesi
Süre: 2002-2006
Dünya Bankası Kredisi: 300 milyon $
Toplam Proje Maliyeti: 356,86 milyon $
Okullaşma: 1997 öncesindeki düzey ile karşılaştırıldığında 2003 itibariyle 1 milyonluk artış
Okul dışındaki çocuk tahmini: Yüzde 10 (1 milyon), kız/erkek oranı 6:4

Hazırlayan: Andrew Finkel, Fotoğraflar: Scott Wallace.